• Sevdiğini söyleyen onca insanın
    arasından

    Nasıl ve kimbilir hangi zamanda

    Ne olduğunu da henüz tam bilmeden belki

    Krizinin çağrısını duyurmaya çalışmadıkça – ve çalışarak da

    Kaçmaya çalışması pek anlaşılabilir gibi durmuyordu

    Duyulmaya da bir o kadar ihtiyacının olduğu zamanlar, gelip kapısını tırmalıyordu

    Sesleri duymazdan geldikçe sinirleri bozuluyor, geri kalan birçok şeye de duyarsızlaşıyordu

    İnanca dair hevesi de körelmişti, inandığı yerlerden körelmesi gerektiğinden.

    Aslında onca varlığın içindeki sessizliğin

    Kendisini tüketmekte olan durumuna

                                  referans vererek

    Gitmek istemesini yadsımıyordu

    Sonucunda sessizliğin kulak tırmalayıcı,

    Dayanılmaz seviyede rahatsız edici ve yok edici gücünü hissettiğinde

    Evvelden beri yok saydığı şeylerin

    Belirginliği hat safhadaydı,

    Dayanılmaz olan üstelik sadece sessizlik de değildi.

  • sessizlik heykeli dikiliverir karşına
    sokaktan geçerken birden deniz ilgini çeker
    -zaten ilgini çekmeyecek güzellikte değildir

    yoluna bakarsın, denizi unutman gerekir
    ama gözün hep dalar sol tarafa doğru
    içten içe orada – o mavi dalgalara yakın
    bir yerde
    hep – göremediğin zamanlara denk gelir şans o ya,-
    bir şeyler kaçırırsın sanki
    devam edersin, bir yandan için hep huzursuz
    sanki aşağıdaki yolda sahil şeridindeki
    o kalabalık –
    bazen kalabalık bile değildir aslında-
    yoldan yürümen lazım gelir.
    ağzını kapatan maymun heykeli
    hiç nedense aklıma geldi
    sessizlik heykeliyle devam ederiz yola
    kendisi gelip dikiliverdi

  • Bambaşka ufuklar beliriyordu ardı sıra

                                        uçsuz bucaksız

    Bir gök mavisi gözleri kamaştırıyor

    Sessizlik, sakin bir kuytunun ardında

    Kapışmak, topyekûn büyük bir gölgenin sessizliğinde

    Ardı sıra geliyordu topraklar o mavi bulutların arasından

    Ele vermiş olduğu

      zahmetin yükünü kaldırır gibi

     Masmavi gökyüzünü de delip geçiyordu

    İnsan; kuytularında, bir annenin sessiz çığlığıdır

    Duyulmak istenen ama unutulmaya mahkûm

    bir çelişkinin kurbanıdır

    Masmavi gökyüzünün serin boşluğunda

    Akıp giden çağrının iz bıraktığıdır, mavi soluk bir sesle eş

    Bir daha görmeyecek olsa bile onu

    Sessiz sessiz arar kıyafetlerinde

    Benzemek onaylanmayan bir çağrının itirazıdır

    Ama her zaman benzemek ister, güçlükle

    İnsan bıraktığı izlerin ardı sıra

          Topyekûn sessiz bir kaynaktır.

  • Su, dalgalar halinde kıyıya vururken bir çırpınışı andırıyordu.

    Zaman geçiyor; görünmek isteyen hırçın, biraz da kalbi kırık bir çırpınışa benzetip seyrine daldığım dalgaların bu halini tasvir etmek için birkaç ağdalı kelime kullanmamda bir sakınca yoktur diye düşünüyorum. Dalgaların şiddeti biraz hafifleyince her şey yerli yerince, olması gerektiğince göründü sonra. Şimdi her şey daha sakin, ama sesler hala kulaklarımda yankılanmaya devam ediyor. İsimlerini bilmediğim birkaç kuş vardı sahilde, dondurmamın eriyip aktığı bankın üzerinden uçup aşağı sahil şeridine inen kuşları da aralarına dahil ederim. Şimdi hepsi bir olmuş, burada duran varlığıma ve yazıma eşlik ediyorlardı. Ben sadece bir izleyendim onlar içinde, varlığım orada olmak ve olup biteni yazıya aktarmak içindi.

    Uzaklarda ise, aynı denizin farklı kıyılarına vuran sularında farklı hırçınlıklar mevcuttu. Kendi içinde bambaşka dünyaları barındıran okyanusların bile eninde sonunda bir kıyıya sahip olduğu düşüncesi apansız bir halde geldi yerleşti zihnime ve sonra uzunca bir süre gitmedi. Eninde sonunda her okyanus bir kıyıya sahipti, bunu daha farklı bir zamanda, daha farklı bir yerde de tekrar düşünmem gerekebilirdi.